Hemen hemen hergün bir markanın doğuşuna şahit oluyoruz, o markanın sosyal medya adreslerini takibe alıyoruz ve belli bir süre sonra o markanın başarı hikayesinden söz ediyoruz ve imreniyoruz. Tepki ise genellikle “bu benim aklıma gelmişti” oluyor, peki ama neden sen gerçekleştirmedin?

Maalesef girişimciliğe teşebbüs edemeden beklide tüm dünyanın ihtiyacı olan bir proje daha doğmadan ölüyor yada “sizin” projenizken o proje artık “başkasının” oluyor. Sonuç başarısızlık…

Özellikle ülkemizde çoğu proje düşünme evresinden ileriye taşınamıyor. Bir marka yaratmak ve o marka için sosyal medyada bir topluluk oluşturmak zor mu? Evet zor dediğinizi duyar gibiyim o zaman yazıma küçük, gerçek bir hikaye ile devam edelim.

ramon

Ramon Chicagolu lise mezunu bir girişimci. Hayalleri arasında olan Dominos Pizza’nın Chicago şubesini açtı. Bir franchising açtığı için kurumsal markanın çizgisini çok aşamıyor. Fakat Ramon; “1 dolara pizza satarak para kazanamam ama insanlarla iletişim kurarak para kazanabilirim.” diye düşündü ve harekete geçti. İlk olarak online sipariş hattı kuruyor sonra twitter hesabı açıyor ve daha sonra ise Dominos pizza ‘nın facebook grubunu kuruyor. Fakat facebook üyeliği için mail adresleri o zaman edu uzantılı. Kuşkusuz Ramon’un başarısının sırrı işletmesini en iyi temsil edecek kelimeleri seçmesi, istikrarlı olması, iletişimin içinde olması, markasını takip etmesi ve inanması. Eğer gerçek bir başarı istiyorsak Ramon gibi tatlı bir hırsa bürünmeliyiz. Ramon cesaretliydi. Acaba sosyal medyada takipçi sayım az kalırsa diye bişey düşünmedi daha doğrusu takipçi sayısına bakmadı etkilediği alana baktı.olunca kendisi üye olamıyor ve bu durum canını bir süre sonra sıkmaya başlıyor. Hikayenin devamında Ramon bir koleje yazılıyor ve artık e posta adresi edu uzantılı.

Kuşkusuz Ramon’un başarısının sırrı işletmesini en iyi temsil edecek kelimeleri seçmesi, istikrarlı olması, iletişimin içinde olması, markasını takip etmesi ve inanması. Eğer gerçek bir başarı istiyorsak Ramon gibi tatlı bir hırsa bürünmeliyiz. Ramon cesaretliydi. Acaba sosyal medyada takipçi sayım az kalırsa diye bişey düşünmedi daha doğrusu takipçi sayısına bakmadı etkilediği alana baktı.

Daha sonra kahramanımız sosyal medyada yayımladığı bir afiş ile yarışmaya giriyor ve birinci oluyor. İşte o afiş;

pizzayi-beklerken

Pizzanızı beklerken yapılacak şeyler:

Alışkanlık yapan peynirli ekmekten sipariş ver – Order addictive Cheesy Bread

Yanında duran şu posterin fotoğrafını çek ve Facebookta paylaş – Take your photo next to this poster and share it on Facebook

Bizi twitterdan takip et – Follow us on twitter @dpzramon

Dünya nerede olduğunu bilsin durumunu güncelle – let the world know you are here update your status

Sonuç olarak markaların  facebook ve twitter adreslerinin olması hem gerekli hemde gerekli olduğu kadar klişeleşti. Markalar bu sosyal medya araçlarını gerçek, samimi, inandırıcı hikayelerle örneklendirmeliler. Aksi halde milyonlarca başarısız olmuş markanın oluşturduğu marka çöplüğündeki yerlerini alırlar.

Yazımın sonunda tekrar soruyorum; marka yaratmak ve o marka için sosyal medyada bir topluluk oluşturmak zor mu ?